Yeni Dünya ve Koçluk

Tarih

Mart 1, 2022

Paylaş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin


Son zamanlarda, teknolojinin de katkısıyla, bilgi alışverişinin ve dönüşümün giderek hızlandığı bir
dönemden geçmekteyiz. Zaman, gözle görülebilir şekilde, daha hızlı akıyor. Tüm platformlarda konuşulur
ve tartışılır hale gelen dijital dönüşüm, yapay zeka ve robotlar, meta verse, sanayi 5.0 gibi pek çok
kavram hızlı bir şekilde tarihin akışına etki etmeye başlamış durumda. Öte yandan, artan göç dalgaları,
pandemi, biyolojik savaş, siber savaş ve iklim değişikliği gibi tehditler kırılganlığı arttırmaya; ekonomik ve
siyasi dalgalanmalar istikrarsızlığa yol açmakta. Bu şartlar altında, insanlar, çalışanlar, işverenler,
organizasyonlar, kontrolleri dışında olumlu ve olumsuz değişkenlerle dolu bir dünyada sürdürülebilir bir
gelecek inşa etmeye çabalamakta. Bu kırılgan ve belirsizliklerle dolu dünyada, hayatı yönetmek, başarılı
ve istikrarlı olarak devam edebilmek ve olumsuzlukları avantajlara çevirme becerisi geliştirmek çok
önemli. Kişilerin psikolojik dayanıklılık, duygusal çeviklik ve zihinsel esneklik beceri seviyeleri bu değişime
ne kadar ayak uydurabileceğini göstermekte.
Kişiler sürdürülebilir mutluluk hali beklentisinde. İş hayatında bu bireyler, iş yaşam dengesini
sağlayabildiği anlam bulabildiği iş tatmini yaşadıkları işlerde çalışmak isteğindeler. Organizasyonların
hedefi ise, az çıktı ile, fazla girdi elde etmek ve sürdürülebilir yüksek performans gösteren ve kurumlarına
bağlı çalışanlara sahip olmak. Tüm buna ek olarak, organizasyonlar, güçlü liderlerin önderliğinde, kendi
kendini motive eden çalışanların bulunduğu yüksek performanslı takımlar ile VUCA dünyasında
sürdürülebilir başarıda örgütler yaratmak istemekte. Bu nedenle, organizasyonlar, çalışanların tatminini
dış motive kaynaklarına ihtiyaç duymadan sağlamak ve yüksek performans takımları oluşturmak için yeni
yaratıcı yollar aramakta. Tüm bu artan beklenti ve ihtiyacı tek başına karşılamak ve çözüm bulmak, hızla
akan hayatın içerisinde hem iş insanları hem organizasyonlar için oldukça karmaşık bir hal almış
durumda.
Pandemi ile birlikte çalışanların mevcut iş yapış şekli ve çalışma sisteminin değişiminin ardından,
bazı organizasyonlar başarılı bir şekilde süreci yönetirken, bazıları ise önce izleyici olarak kalıp başarılı
olan stratejileri örnek almayı tercih etmekte. Bu süreçlerin ardından, doğal olarak, iş hayatına etkilerini
henüz hissetmeye başladığımız bazı akımlar doğmuş durumda. Bunlardan birisi de ‘YOLO’ (You Only
Live Once), Yani ‘sadece bir kez yaşıyorsun!’ Pandemi sürecinde tasarruf yapmış ve tükenmişlik
sendromuna girmiş bazı çalışanlar istikrarlı işlerini bırakıyor. YOLO insanlarının ‘her şeyi bırakıp gitme’
hayali kuranlardan farkı ise, işlerini yapmaya devam etmeyi istemeleri ve sadece y , z jenerasyonları değil
e her yaş grubundan olmaları. Bu akım, kendilerine ait olmayan işlerde çalışanların ‘başarı’ için ödedikleri
bedeli fark edip hayat çizgilerini radikal bir şekilde değiştirmelerini temsil ediyor. Pandemi henüz
bitmedi ve milyonlarca kişi hala işten çıkartılıyor. Tabi ki herkes rüzgara karşı yürümeyi göze alamaz.
Ancak finansal destekleri ve talep edilen becerilere sahip artan sayıda çalışanlar, geçmişin korku ve
kaygısı, yerini yeni bir tür profesyonel korkusuzluğa bırakıyor.
Bu korkusuzluk nereden geliyor?
Bunun akımın oluşmasının altında yatan pek çok neden var. Pandemide büyük pencereden hayatımıza
bakma fırsatımız oldu. Bu bakış farkındalıklar yaşatmış olabilir. İşinizi seviyorsunuz ama size dayatılan ‘iş
yapma şekline’ inanmıyorsunuz, çalıştığınız yerle aynı değerleri paylaşmıyorsunuz veya farklı bir yaşam
amacı arıyorsunuz… Çalışmaya, üretmeye devam etmek isteniyor ancak bunun altında iş yaşam
dengesini sağlayarak, kendi sınırları, değerleri, öncelikleri ve ritmi ile çalışama isteği de yatıyor. Unvan
ve iyi bir maaşın güvencesine karşın, anlam bulduğumuz, değerlerimiz ve yaşam amaçlarımız ile örtüşen
bir iş yaşamımızda sürdürülebilir mutluluk ve memnuniyet halimize daha çok katkı sağlayabilir sanki değil
mi?
Çünkü sadece bir kez yaşıyoruz!
Microsoft’un bu yıl yaptığı bir araştırmaya göre ABD’de beyaz yakalıların %40’ı mevcut işlerinden
ayrılmayı düşünüyor. YOLO’cuların yetenekli çalışanlardan ve uzmanlardan oluşması ise kurumlar
açısından kırmızı alarm olarak görülüyor. Hatta geçtiğimiz ay NY Times’ın bu konuda bir analiz yaptı ve
makale yayınladı.
Peki, bundan sonra değişimi yönetmek için bu süreçte organizasyonlar ve liderler neler yapabilir?
Organizasyonlar ve liderler sürdürülebilir yüksek performans, çalışan tatmin, aidiyeti ve bağlılığını
sağlamak için farklı bir sisteme, yeni bir örgüt kültürüne ihtiyaç duymakta. Dolayısıyla koçluğun rolü bu
noktada devreye girmekte. Artan beklentileri ve değişimi yönetmek için koçluğa olan ihtiyaç artmış
durumda. 2021 yılında yayınlamış olduğum ‘Yönetsel koçluk davranışının, çalışan performansına
etkisinde, çalışan tatmininin aracı etkisi konulu tezimde, orta ve büyük ölçekli şirketler üzerin yapılan
araştırmanın sonucunda iş yerlerinde sadece yönetsel koçluk davranışlarının kullanılması çalışanların iş
tatminini %42,4 artırdığını ortaya koymaktadır. Buda çok önemli bir durumu işaret etmekte.
Organizasyonlar gelişim ve değişim yolculuğuna çıkarak, yeni bir örgüt kültürü yaratmaya karar
verdiklerinde, koçluk ile evrilebilir, iş yapış şekillerini dönüştürebilirler. İş dünyasında, kurumların ve
liderlerin becerilerinin artmasına etkileri ile koçluğun, sadece bir profesyonel yöntemler seti değil, aynı
zamanda benzersiz bir performans arttırma ve çalışan tatmini, bağlılığı ve aidiyeti sağlama yöntemi
olarak yer alır.
Ayrıca zincirleme bir reaksiyon olarak, yönetsel koçluk davranışı sergileyen liderler, çalışanlara bir
gelişim fırsatı sunarak, farklı açıdan bakmaya, her problemin içindeki yaratıcı çözümü görmeye, engelleri
sıçrama tahtaları olarak görmelerini sağlamaktadır. Bunlar kişisel yaşamlarına da entegre etmeye
yardımcı olmaktadır. Yönetsel koçluk, karşılaşılan zorlukları ve engelleri o amaca ulaşmak için üstesinden
gelinmesi gereken bir süreç olarak göstererek, çalışanların, doğal bir akışta kendi çözümlerini
kendilerinin yaratmasına olanak tanımaktadır. Ek olarak yönetimsel sürecin iyileşmesi, çalışanlara,
kendini kendilerini motive edebilme becerisi kazandırır. Koçluk uygulamaları ile bireyler kendi
motivasyon araçlarını keşfederler. Çalışanlar işlerini sahiplenir ve çıktı kalitesinde artış meydana gelir.
Daha fazla işbirlikçi yaklaşım nedeni ile memnuniyetin artması işteki atmosferi olumlu yönde değiştirir.
Çalışanlara olan güvenin artması yeni farklı sorumlulukların verilmesine olanak sağlar. Çalışanların, iş
ortamını etkileyebilecek kişisel problemlerinin çözülmesi sağlanmaktadır ve iş ortamını olumsuz
etkilenmesi önlenmektedir. Bu yönleri ile, çalışanların performansını ve iş tatminin etkili bir biçimde
arttırabilmekte ve dolayısı ile dengeli ve mutlu bir çalışma hayatı çalışanların aidiyetini ve bağlılığını
arttırmaktadır. Yani sonuç olarak, organizasyonların sürdürülebilir başarısı için de çok önemli olan
kaynaklarımızdan çalışanlarımızı, ‘VUCA’ dünyasının kaygan zemininde, aniden gelen bir dalga nedeni ile
kaybetmemiş oluruz.

Pınar EZİCİ

Koç-Eğitmen / 01.03.2022

Son
Postlar